Elvan Aytekin ile Kemal Tahir’e Dair · “Toplum Demek Suç Demekti Maalesef”

Röportaj: Alper Kaya

Elvan Aytekin ismine literatür taraması yapan, türün meraklıları aşinadır ama kısaca bahsetmemiz gerekirse özellikle Kemal Tahir ve Tahir’in eserlerindeki suç teması üzerine yaptığı akademik çalışmalarıyla bilinen bir isim olduğunu söyleyebiliriz. Aytekin ile, Kadim Yayınları etiketiyle okurlarla buluşan “Kemal Tahir ve Polisiye: Suç, Delil, Hakikat” üzerine bir söyleşi gerçekleştirdik.

Elvan Hocam merhabalar, öncelikle yeni kitabınız “Kemal Tahir ve Polisiye: Suç, Delil, Hakikat”ın okuyucusuna ulaşmasını; yolunun açık olmasını dilerim! Ben sizin çalışmalarınıza aşinayım, hatta yüksek lisans teziniz 2023’te yayımlanan “50 Maddede Polisiye Edebiyat” kitabımın kaynakçasında da yer alıyordu ancak adınızı ilk kez duyacak, çalışmalarınıza ilk kez aşina olacak olanlar için kısaca kendinizden bahsedebilir misiniz?

Alper Bey merhaba. Öncelikle hem tezime hem de kitabıma gösterdiğiniz teveccüh için teşekkür ederim. Liseyi İzmir’de üniversiteyi Ankara’da Bilkent Üniversitesi’nde okudum. Yüksek lisansımı da aynı üniversitede yaptım. Bilkent’te öğretim görevlisi olarak çalışırken diğer taraftan çevirilerim yayımlanmaya başladı. Kariyerimde çevirmenlik, editörlük, gölge yazarlık ve okutmanlık var. Şu anda da Ankara’da bir yayınevinde yayın yönetmeni olarak çalışıyorum. Maalesef şu an edebiyattan biraz uzaktayım ama umarım yakında yine edebiyat çalışacağım günler gelecektir (gülüyor)

Ben de sanırım her edebiyatçı gibi hayatımı okuyarak ve bazı edebiyatçılara, bazı türlere aşık olarak geçirdim. İlk gençlik yıllarımdan beri polisiye roman okumayı çok sevdim. Türk edebiyatından en çok hayran olduğum romancılardan biri de Kemal Tahir’di. Bilkent Üniversitesi’nde Amerikan Kültürü ve Edebiyatı okurken çeviri yapmaya başladım ve aklımın bir köşesinde hep Kemal Tahir’in takma isimleriyle yaptığı çevirilerini incelemek duruyordu. Arkasından Türk Edebiyatı’nda yüksek lisans yaparken bu şansı buldum ve iki sevdiğimi bir araya getirdim. Hem polisiye roman hem de Kemal Tahir çalışma fırsatım oldu.

Kitabınızda detaylı olarak ele aldığınız Kemal Tahir, Mike Hammer çevirileri yapan ve sıfırdan Mike Hammer (veya bizde kabul görmüş hâliyle Mayk Hammer) maceraları yazan bir isim olmasının ötesinde; kendi eserlerinde de suç temasını çok derinlemesine işleyen bir yazarımız. Kemal Tahir’in eserlerinde suç temasının bu kadar baskın görünmesini siz neye bağlıyorsunuz?

Bu sorunun cevabına şu detayla başlamak istiyorum. Kemal Tahir şu anda özellikle siyasi taraflar arasında çekiştirilip durulan bir yazar. Bu beni hem edebiyatçı olarak hem de Kemal Tahir hayranı olarak üzüyor çünkü mektuplarından görüyoruz ki Tahir kendisinin her zaman “romancı” olarak anılmasını istemişti. Rahmetlinin bu arzusunu yerine getirmek için ben hep ona bir romancı gözüyle bakarak inceledim tüm eserlerini. Kemal Tahir maruz kaldığı haksızlıklardan dolayı uzun süre hapishane kalmıştı. Bu hapishane hayatı boyunca da hiç durmaksızın üretmeye devam etti. Sürekli kendi eserlerini yazıp yayımlanması için gönderdiyse de bir karşılık bulamadı çünkü sakıncalıydı. Bu durumu ancak sahte isimlerle çeviriler yaparak aşabildi. Yine mektuplarından anlıyoruz ki Tahir, bütün geçimini yazarak sağlamaya söz vermişti kendine. Bu yüzden hapishanedeyken kolay ve hızlı çevireceğini düşündüğü nispeten kısa ve heyecanlı polisiye romanlarla uğraşmaya başladı. Bunları da yayımlatması çok kolay olmadı ama iyi kötü geçimini sağlayabiliyordu. Hapishaneden çıktığında da durum çok değişmedi. Kimse Tahir’i o kadar kolay edebiyat dünyasına sokamazdı ama bir sürü takma isimle o zaten o dünyanın içindeydi. Mike Hammer serisi gibi o kadar çok polisiye romanla hemhal olmuştu ki polisiyenin kendi romanını etkilememesi mümkün değildi. Ayrıca Kemal Tahir’e toplumcu gerçekçi bir yazar diyebiliriz. Bu da onu dağlar, ovalar, kuşlar, böcekler, kendi deyimiyle Ayşe kızla bilmem kim oğlanın aşkını yazmaktan uzaklaştırıyordu. Toplum demek suç demekti maalesef ve bu kadar bastırılmış bir toplumu bu sert temaları kullanarak anlatabilirdi. 

Aslında sadece Kemal Tahir değil elbette, Orhan Kemal olsun Pınar Kür olsun, hatta Yaşar Kemal’in eşkıya temalı anlatılarını da buna dahil edebiliriz, edebî anlamda rüştünü ispat etmiş pek çok yazarın eserlerine baktığımız zaman toplumsal gerçekçi ve dramatik yönü kuvvetli olmakla birlikte hep arka planda (bazen de arka planın da ötesine geçen) bir suç anlatısı görüyoruz. Günümüz edebiyatında eksik olan yapının biraz da bu olduğunu düşünüyorum ben, sizin bu konudaki görüşünüz nedir?

Ben bunu dönemlere ve toplumsal değişimlere bağlıyorum açıkçası. Bahsettiğiniz yazarların çoğu dertlerini toplum üzerinden anlatıyordu çünkü hepsi kendilerinde bir misyon görüyordu. Bunu yine Kemal Tahir üzerinden anlatacak olursak; Tahir’in romanlarında karakterlerin kişisel özelliklerinde gri alanlar çok olsa da toplumsal misyonları çok keskindir. Dönem bunu gerektiriyordu çünkü. O dönem için edebiyat sosyolojiyle çok ilişkili dersek, şimdi ise psikolojiyle kol kola ilerliyor diyebiliriz. Şu anki edebiyat eserleri daha bireye yönelik ve birey üzerinden toplum incelenip dertleri anlatılıyor gibi düşünüyorum.

Kemal Tahir üzerine bu denli derinlemesine bir çalışma yapan birisine sorulması elzem noktalardan birisinin de ‘orijinal’ Mike Hammer maceralarıyla Kemal Tahir’in Mayk Hammer maceraları arasında kıyaslama olduğunu düşünüyorum. Siz Mickey Spillane’nin Hammer’ı ile Kemal Tahir’in Hammer’ı arasında nasıl bir kıyaslama yapıyorsunuz?

Aslında tezimde bu iki roman serisini birebir karşılaştırdım ama kitapta daha çok Tahir’in kendi romanlarına odaklanmak istediğim için bu bölümü kısa tuttum. Bir sempozyum kitabında bu karşılaştırmayı da makale olarak yayımladım. Bu çeviri ve çeviri görünümlü serileri incelemesi hem enteresan hem de eğlenceliydi benim için. Öncelikle Mickey Spillane’nin Mike Hammer’ı gerçekten kaba saba, nezaketten nasibini almamış, çevresindeki hiç kimseye karşı gerçek bir duygu beslemeyen ve kendi adaletini kendi sağlamaya çalışan bir karakter. İlk kitabın çevirisinde Tahir bu karakterle çok oynamamış ama kitaplar ilerledikçe görüyoruz ki kendisi de bu dedektiften rahatsız olup onu biraz daha insani özelliklerle bezeyip bir nevi Türkleştirmiş. Ama bu seride benim en çok dikkatimi çeken hikayelerin de git gide değişmesi. Sanırım Tahir kitapları çevirirken okuyordu. Öncesinde okumamıştı (gülüyor) Bu yüzden de yolda hoşuna gitmeyen bölümleri değiştiriyordu. Bazen bazı kısımları beğenmeyip atlıyor, bazı kısımları çok sevip uzattıkça uzatıyordu. Ancak hikâyenin sonuna gelindiğinde fark ediliyor ki bu değişiklikler aslında maceranın nasıl sonuçlanacağını da belirliyordu. Bu yüzden de çevirdiği dört kitabın da sonu orijinal kitaplardan tamamen farklı. Bu aslında çeviribilim için eğlenceli bir mecra çünkü Tahir tam anlamıyla çeviri yapmıyor bu durumda. Alımlama mı denir bilemiyorum ama sevimli bir tahrifat olduğu gerçek (gülüyor) Bu çeviriler dışında F. M. İkinci ismiyle kendisinin yazdığı dört Mayk Hammer romanı var. Bu romanlarda gerçek Kemal Tahir’i görüyoruz aslında. Kahraman dedektif ciddileşiyor, insanları önemsemeye, gerçek bir iyi karakter olmaya başlıyor. Yine gri alanları var ama bir dedektifin üzerine düşen tüm iyi hasletlere de sahip aynı zamanda. Ayrıca kendi yazdığı maceralar çok daha derinlikli ve gerçek toplumsal sorunları işliyor. 

Çalışmanızda (Mayk Hammer romanları haricinde) Kemal Tahir’in “Büyük Mal”, “Rahmet Yolları Kesti” ve “Kurt Kanunu” kitaplarını ele alıyorsunuz. Bu kitapları ilk kez okuduğunuzda ne hissetmiştiniz? Tahir’in suçu alt metinlerde ve zaman zamanda hikâyenin en baskın unsuru olarak kullandığını keşfettiğinizde ne düşündünüz?

Aslında bana kalırsa Tahir’in hangi kitabına suç ögeleri açısından baksak, hepsi incelenmeye değer. Ben daha başlangıcında “ortada bir gizem var” diye bağıranları seçtim. Bu üç kitap bence kült eserler. Tahir’in en önemli ustalığı malum toplumu her kesimiyle tanıması ve anlatabilmesi. Bunda tabii ki hapishanede geçirdiği uzun süre ve Anadolu’nun farklı bölgelerinde bu hayatı sürdürmesinin etkileri büyük. Öncelikle Büyük Mal romanı daha ilk okuduğumda sanki tokat yemişim gibi hissettirmişti. Memleket tarihinin her döneminde garip bir köylü güzellemesi var. Evet köylü milletin efendisi ama bu kadar mı saf temiz insanlar bunlar? Hayır. Tahir aslında bize toplumun hiçbir kesiminde mutlak iyi ve mutlak kötünün olmadığını romanlarında çok güzel anlatıyor. Bu romanda da Anadolu irfanından çok köylü kurnazlığını görüyoruz aslında. Köylü arasındaki suç ve ceza ilişkisini bu romanda çok ustaca veriyor. Bir diğer roman Rahmet Yolları Kesti, yine bir bilinmezlikle başlıyor ve bu bilinmezlik roman boyunca devam ediyor ama bu romanda beni en çok etkileyen ve eğlendiren, Tahir’in ironiyi de büyük ustalıkla kullanması. Roman boyunca hep alttan alta bir komedi diyemesek de alay unsuru bulunuyor. Bu da polisiyenin bilinmezlik ögesiyle birleşince başından sonuna heyecanla okunan bir roman çıkıyor ortaya. Kurt Kanunu ise sanırım Tahir’in en çok bilinen ve kült eseri. Bu romanı incelemesem olmazdı (gülüyor) Bu roman kesinlikle tam bir kaçma kovalamaca macerası etrafında kurgulanmış.  Ancak bu romanda beni en çok etkileyen ve incelemek için heyecanlandıran bölüm son bölüm olan “İnsanlık Sorumu” oldu. Tahir, bu kaçma kovalamaca içinde Doktor Emin Bey’in kendi kendini sorgulamasıyla öylesine felsefi derinliği olan bir bölüm yazmış ki sanırım birkaç yılda bir dönüp okumak gerekiyor. Kemal Tahir’in alameti farikalarından biri de bu bana göre. Tam bir macera romanı okuduğunuzu zannederken kendi insanlığınızı sorgulatabiliyor size. Eğer bu incelemelere devam etseydim sanırım Esir Şehrin Mahpusu’yla başlayan bir seri daha hazırlamak isterdim (gülüyor)

Benim sorularım bu kadar! Tekrardan, eserinizin yolunun açık olmasını diler; SUÇÜSTÜ’ne konuk olduğunuz için teşekkür ederim! Peki ya sizin SUÇÜSTÜ’nün takipçilerine, suç edebiyatını keşfetmeyi sevenlere söylemek istediğiniz bir şeyler var mı?

Ben de size teşekkür ederim. SUÇÜSTÜ gibi branşlaşan ve bir tür üzerine hazırlanan dergileri, yayınları çok önemsiyorum. Polisiye eserler denince akla ilk gelenler edebiyat, sinema ve diziler oluyor çünkü polisiyede bir süreklilik var. Eskiden “ucuz edebiyat” ya da “zaman geçirmelik” ürünler olarak görünen bu tür artık çok kaliteli işlerin çıkarıldığı bir mecra oldu. Polisiye, kendi alıcısına dünyadan “kaçış zevki”ni sunuyor. Polisiye bir roman okurken ya da polisiye bir dizi/film izlerken insan ait olduğu dünyadan uzaklaşıp belki de kendini bir kahraman olarak görebiliyor. Bu da bence günümüz insanının en çok ihtiyacı olan şeylerden biri. Bu açıdan yaptığınız işin bir ilgi alanı, merak olmaktan ziyade insanlığa hizmet olduğunu söylersem abatmış olmam sanırım!

Bir Cevap Yazın

POPÜLER İÇERİKLER

SUÇÜSTÜ sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin