Ümit Doğan ile Teşkilatın Gizli Kahramanı: 37 Numara’ya Dair · “Temel prensibim, tarihi kurmacaya kurban etmemekti”

Röportaj: Alper Kaya

Ümit Doğan ismine, yazarın kaleme aldığı araştırma kitaplarından dolayı aşina olabilirsiniz. Ancak Doğan, artık kurmaca türünde de eserler veriyor! Okuyucuların karşısına çıktığı ilk ajanlık anlatısı “Teşkilatın Gizli Kahramanı: 37 Numara”, tarihi belgelere dayanan, kaynakçalı bir kitap… Bu vesileyle, kendisiyle bu kitaba dair keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik.

Ümit Bey merhabalar, dikkatli okurlar sizi hem Atatürk üzerine yazdığınız özenli kitaplarla hem de araştırma kitaplarınızla hatırlayacaktır. Son kitabınız “Teşkilatın Gizli Kahramanı: 37 Numara” ise gerçek belgelere dayanan bir casusluk romanı. Öncelikle yeni kitabınızın okuru bol, yolu açık olsun. Dilerseniz ilk olarak bu kitap nasıl ortaya çıktı, yazım süreci nasıl ilerledi ondan biraz bahsedin…

Ben tarihi yalnızca bilinen isimlerden ve bilinen olaylardan ibaret görmüyorum. Asıl merak ettiğim şey, tarihin arka planında kalan insanlar. Çünkü büyük hadiselerin arkasında çoğu zaman adını bile bilmediğimiz insanlar vardır. Zaten benim ktiaplarımı ön plana çıkaran şey de buydu. Toplumun bilmediği, tarihin tozlu sayfalarında kalmış kahramanları yazmam. Hoş, o kahramanlar artık biliniyor.

“37 Numara” biraz da bu merakın sonucunda ortaya çıktı. Teşkilat-ı Mahsusa’nın faaliyetleri, Millî Mücadele yılları ve dönemin istihbarat dünyası üzerine çalışırken, belgelerde karşımıza çıkan ayrıntılar bana bir romanın kapısını açtı.

Fakat romanı yazarken temel bir prensibim vardı: Tarihi kurmacaya kurban etmemek.

Belgelerin gösterdiği yerde belgeye sadık kaldım; belgelerin sustuğu yerde ise dönemin şartlarını ve insan psikolojisini dikkate alarak karakterleri kurdum. Sonuçta ortaya yalnızca bir casusluk hikâyesi değil, tarihin içinde yaşayan insanların hikâyesi çıktı.

Romanda Galip, Nazan’a ilk kez yakınlık hissettiği dönemde aşk ve istihbaratın birbirinden ayrılabilecek iki şey olduğunu düşünüyor. Fakat bir noktadan sonra kendisi bile hangisinin hangisi olduğunu ayırt edemez hâle geliyor. Sonrasında da işler okuyucunun bile tahmin edemeyeceği bir boyuta varıyor… Sürprizbozanlık yapmamak adına daha çok detay vermeyeceğim ama sormadan da edemiyorum: Sizce Galip’in yaptığı şeyin ‘vatan görevi’ olarak meşru görülebileceği bir sınır var mı?

Galip’i diğer kahramanlardan ayıran  şey, farklı bir sınav vermesiydi. Bir tarafta vatan ve görev, diğer tarafta aşk, kıskançlık ve gurur var. Bir noktadan sonra bunların birbirine karıştığını görüyoruz. Ben Galip’i okura “haklı” veya “haksız” diye sunmak istemedim. Çünkü mesele zaten bu kadar basit değil. Asıl soru şu: İnsan kendisini vatan uğruna ne kadar feda edebilir ve hangi noktada yaptığı şey artık vatan görevi olmaktan çıkıp kendi tutkularının sonucuna dönüşür? Romanın cevap vermesini istediğim sorulardan biri de bu.

İnsan kendisini bazen olduğundan daha güçlü, daha sadık ve daha fedakâr zanneder.Galip de başlangıçta böyle düşünüyor. Davasının her şeyden üstün olduğuna inanıyor. Fakat Nazan’ın hayatına girdiğinde, kendisi hakkında oluşturduğu bu imaj çatlamaya başlıyor.

Nazan burada sadece bir aşk hikâyesinin kadın karakteri değil. Galip’in zaaflarını ortaya çıkaran bir ayna. Çünkü aşk, kıskançlık ve ego insanın kendisine dair bütün iddialarını sınayabilir. Galip’in asıl mücadelesi düşmanla olduğu kadar kendi iç dünyasıyla da.

Bence karakteri ilginç yapan tarafı da bu. Kusursuz bir kahraman değil. Zaten kusursuz gösterilen kahramanlar bana hiçbir zaman gerçek insanların hikâyesi kadar ilgi çekici gelmedi.

Türdeşlerine kıyasla romanınızın bir farkı var: Kaynakçası! Biz bu ülkede Atatürk üzerine kitap yazıp da kaynakça kullanmayan yazarlar da gördük… Bu kadar özenli bir çalışma bizim için biraz fazla değil mi? İşin şakası bir yana, bir tarihçi olarak kurmacaya geçişte sizi en çok zorlayan ne oldu? Tarihi kayıtların sustuğu noktalarda karakterlerin ne hissettiklerine karar verirken kendinize belli sınırlar koydunuz mu?

Ben tarihî bir romanı “nasıl olsa kurmaca” diyerek tarihi istediğiniz yere çekebileceğiniz düşüncesine katılmıyorum. Çünkü okuyucuya karşı bir sorumluluğunuz var. Büyük bir kısmını benim bulduğum belgelerden yararlanmamın, bunun yanında farklı eserlerden oluşan kaynakça kullanmamın nedeni de biraz bu.

Ben bir olay hakkında ne yazıyorsam, mümkün olduğunca okuyucunun bunun tarihî bir zemine dayandığını görebilmesini istiyorum. Karakterlerin duyguları, konuşmaları veya bazı olayların ayrıntıları elbette kurmaca olabilir. Ama o kurmacanın üzerinde yükseldiği tarihî zemin sağlam olmak zorunda.Kısacası benim için kurmaca, tarihin yerine geçen bir şey değil; tarihin görünmeyen taraflarını anlatmanın başka bir yolu. 

Bu düşünceyle yazmanın getirdiği en büyük zorluk, tarihçinin bildiğiyle romancının hayal edebileceği şey arasındaki sınırı korumaktı.

Belgelere dayalı yirmiden fazla kitap yazmış bir tarihçi olarak, arşiv belgelerine alışkınım. Belgede olayın tarihi bellidir, aktörleri bellidir. Roman yazarken ise karakterin zihnine, iç dünyasına girmek zorundasınız.Fakat burada çok dikkatli olmak gerekir.Çünkü karakterin ne yaptığını biliyor ama ne hissettiğini bilmiyorsunuz. Bu noktada kendimi karakterin yerine koyup o günlere doğru bir yolculuk yaptım. Kimi zaman Mustafa Kemal Paşa’ya yapılan bir suikastı önlemenin gururunu, kimi zaman sevdiğim kadına yalan söylemenin ıstırabını yaşadım. Biraz da yaşayarak ortaya çıktı kitap.

Romanda Teşkilat-ı Mahsusa’nın resmen ortadan kaldırılmasıyla mücadelenin sona ermediğini; aynı insanların başka adlarla, başka kapıların arkasında faaliyet göstermeyi sürdürdüğünü görüyoruz. Bu yüzden kitabın “gizli kahramanı” gerçekten Galip mi, yoksa ismi tarih kitaplarına hiç girmeyen o görünmez insanlardan oluşan ağ mı? Bir başka ifadeyle, okuyucuların kitabınızın adındaki “kahraman” kelimesini tek bir kişiden ziyade kolektif bir kimlik olarak okumasını ister misiniz?

Galip hikâyenin merkezindeki karakter. Ama kitabın asıl meselesinin Galip’ten daha büyük olduğunu düşünüyorum.

Tarih kitaplarında genellikle devlet adamlarını, komutanları ve öne çıkan isimleri okuyoruz. Fakat onların arkasında çalışan, haber taşıyan, bilgi toplayan, risk alan, aşık olan, acı çeken ve çoğu zaman adını bile bırakamadan hayatını kaybeden insanlar var.

Ben biraz da onların hikâyesini anlatmak istedim.

Bu nedenle “37 Numara”daki kahraman kavramını yalnızca tek bir kişiye indirgemiyorum. Galip, aslında tarihin görünmeyen kahramanlarının bir temsilcisi.  Kitapta kimin kahraman olduğunu okuyucu karar verecek. Belki Galip kahraman, belki Galip’in aşkından solup giden Nazan. Belki Galip’in çileli anası kahraman, belki Galip’in akıl hocası Hüsamettin Bey. “Teşkilatın Gizli Kahramanı kim?” sorusuna her okuyucunun farklı bir cevap vereceğini düşünüyorum.

Ümit Doğan’ın kaleminden yeni kurmacalar okuyacak mıyız? Bir yazar olarak masanızda neler var, okurları neler bekliyor?

Evet, niyetim bu yönde.

“37 Numara” benim için tek başına bir macera değildi. Tarihçi olarak yıllardır baktığım belgelere bu defa başka bir gözle bakma imkânı buldum.

Bundan sonra da tarihî gerçeklikten kopmadan kurmaca üretmek istiyorum. Özellikle tarihin kenarında kalmış, yeterince anlatılmamış insan hikâyeleri ilgimi çekiyor.

Şimdilik üzerinde çalıştığım bazı fikirler var. Ama henüz isim verip ayrıntı anlatmayayım.

Okur biraz da merak etsin.

Benim sorularım bu kadar! Tekrardan, eserinizin yolunun açık olmasını diler; SUÇÜSTÜ’ne konuk olduğunuz için teşekkür ederim! Peki ya sizin SUÇÜSTÜ’nün takipçilerine, suç edebiyatını keşfetmeyi sevenlere söylemek istediğiniz bir şeyler var mı?

Beni konuk aldığınız için ben teşekkür ederim. SUÇÜSTÜ benim de zevkle takip ettiğim bir dergi. Takipçilerinize şunu söylemek isterim. Ben suç ve casusluk edebiyatını sadece “katil kim?” veya “sonunda ne olacak?” merakı olarak görmüyorum.  İyi bir hikâye size yalnızca heyecan yaşatmamalı; insanı da sorgulatmalı.

“37 Numara”da da okurun sadece bir operasyonun veya bir aşk hikâyesinin peşinden gitmesini istemedim. Sadakat nedir, görev nerede başlar, insan kendi zaaflarına ne kadar hâkim olabilir, vatan adına verilen bir kararın bedeli ne olabilir… Bunların da düşünülmesini istedim.

Ve elbette kitabı okuyanların, son sayfayı kapattıklarında biraz da tarihe dönüp bakmalarını isterim.


Teşkilatın Gizli Kahramanı: 37 Numara kitabı için Instagram hesabımızda bir çekilişimiz var! Katılmayı unutmayın!

Bir Cevap Yazın

POPÜLER İÇERİKLER

SUÇÜSTÜ sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin