2000’li yılların başında Amerikan televizyonlarında polisiye diziler altın çağlarını yaşıyordu. CSI ve Law & Order gibi yapımların giderek güçlendiği bu dönemde NBC, alışılmış “haftanın vakası” formülünü parçalamaya çalışan ve deneysel olarak da nitelendirilebilecek bir suç dizisini ekrana getirdi. Donnie Wahlberg’in başrolünde yer aldığı Boomtown, bugün hâlâ hak ettiği ölçüde hatırlanmayan yapımlardan biri olarak anılıyor.
Boomtown Neden Farklı Bir Diziydi?
Graham Yost tarafından yaratılan ve 2002’de NBC’de yayınlanmaya başlayan dizi, Los Angeles’taki suç vakalarını merkezine alıyordu. Ancak Boomtown’ı dönemin diğer polisiyelerinden ayıran asıl unsur, bir suçu tek bir soruşturmacının gözünden anlatmak yerine aynı olayın farklı taraflarını art arda göstermesiydi. Polisler, savcılar, sağlık görevlileri, gazeteciler, mağdurlar, tanıklar ve zaman zaman suçlular aynı olayın farklı parçalarını seyirciye aktarıyordu. Böylece bölüm ilerledikçe ilk bakışta kesin görünen gerçekler değişebiliyor, olay tamamen başka bir anlam kazanabiliyordu.
Bu anlatım biçimi nedeniyle dizi sık sık Akira Kurosawa’nın Rashomon filmiyle ilişkilendirildi. Her karakter olayın yalnızca kendi görebildiği bölümünü biliyor, seyirci ise parçaları birleştirerek daha geniş bir gerçeğe ulaşmaya çalışıyordu. Bu açıdan Boomtown, klasik polis soruşturmasını “Katil kim?” sorusundan çıkarıp, “Aynı olay farklı insanlar tarafından nasıl algılanıyor?” sorusuna dönüştürüyordu.
Dizinin odağında Donnie Wahlberg’in canlandırdığı LAPD dedektifi Joel Stevens bulunuyordu. Ona Mykelti Williamson’ın oynadığı Bobby “Fearless” Smith eşlik ederken, Neal McDonough savcı yardımcısı David McNorris rolünde kadronun diğer önemli isimlerinden biriydi. Lana Parrilla, Jason Gedrick, Nina Garbiras ve Gary Basaraba da farklı kurumlar ve meslekler üzerinden aynı suç dünyasının parçalarını oluşturuyordu.

Eleştirmenler Sevdi Ama…
Boomtown, yayınlandığı dönemde eleştirmenlerden oldukça güçlü karşılık aldı. İlk sezonu Rotten Tomatoes’da yüzde 96 eleştirmen ortalamasına ulaşırken dizi, Television Critics Association tarafından “En İyi Yeni Program” ödülüne layık görüldü. Peabody Ödülü de kazanan yapım, dönemin televizyon eleştirmenlerinin dikkatini çekmesine rağmen aynı başarıyı geniş seyirci kitlesi tarafında sürdüremedi.
Sorunun önemli bölümü ikinci sezonda ortaya çıktı. İlk sezonun ardından NBC, dizinin yayın gününü değiştirdi ve Boomtown cuma akşamlarına taşındı. Reytinglerdeki düşüş sonrasında kanal bu kez dizinin en ayırt edici özelliğine müdahale etti. Çoklu bakış açısına ve doğrusal olmayan anlatıma dayanan yapı azaltılarak yapım daha geleneksel bir polis prosedürüne dönüştürülmeye çalışıldı. Ancak bu değişiklik seyirciyi geri getirmek yerine dizinin kendine özgü kimliğini zayıflattı.
Sonuçta Boomtown yalnızca iki sezon ve 24 bölüm sürdü. 29 Eylül 2002’de başlayan dizi, 2003 yılı sonunda ekran macerasını tamamladı. Bugün dönüp bakıldığında ise kısa ömrü, dizinin başarısızlığından çok televizyon endüstrisinin yenilikçi bir yapımla ne yapacağını bilememesinin örneklerinden biri gibi görünüyor.
Özellikle günümüzde çoklu bakış açısı, parçalı zaman kurgusu ve güvenilmez anlatıcı gibi tekniklerin suç dizilerinde çok daha yaygın kullanıldığı düşünülürse, Boomtown’ın döneminin birkaç adım önünde olduğu söylenebilir. Üstelik dizinin yaratıcısı Graham Yost, yıllar sonra Justified ile polisiye televizyonunun en saygın isimlerinden biri hâline gelecekti.
Donnie Wahlberg ise daha sonraki yıllarda Blue Bloods ile çok daha uzun soluklu bir polis karakterine hayat verdi. Ancak onun televizyon polisiyesi kariyerinde Joel Stevens’ın ayrı bir yeri var. Çünkü Boomtown, standart polis dizisi formülünün dışına çıkmaya çalışırken Wahlberg’e de çok daha kırılgan, sorunlu ve dramatik bir dedektif karakteri sunmuştu.
Aradan yirmi yılı aşkın süre geçmiş olmasına rağmen Boomtown, hâlâ “erken iptal edilmiş diziler” başlığının altında anılan sıradan bir televizyon ürünü değil. Polisiye anlatının bakış açısıyla ne kadar değişebileceğini gösteren, ana akım Amerikan televizyonunda oldukça cesur bir deneysel çalışma olarak yeniden keşfedilmeyi hak ediyor!






Bir Cevap Yazın